"Tüm Çerezleri Kabul Et" seçeneğine tıklayarak, sitede gezinmeyi geliştirmek, site kullanımını analiz etmek ve pazarlama çabalarımıza yardımcı olmak için cihazınızda çerezlerin depolanmasını kabul edersiniz. Daha fazla bilgi için Gizlilik Politikamızı inceleyin.

Relate İndir, İyi Hissetme Yolculuğuna Hemen Başla!

Kendimi Nasıl Affederim?

Kendimi Nasıl Affederim?

Ece Karya Özkan
20/12/2023
Kendimi Nasıl Affederim?

İçindekiler:

Hepimiz hata yaparız. Kimi zaman küçük, kimi zaman ise daha büyük ve geri alması pek de kolay olmayan bu hatalar, başta yoğun bir stres ve devamında da suçluluk duygusu yaratabiliyorlar. Bazı hatalarda bu suçluluk duygusu hemen yanımızdan ayrılmıyor. Bizimle birlikte kalan bu duygu ile sürekli olarak baş etmek zaman içerisinde zor ve yıpratıcı bir hal alabiliyor. Bir başkasını affetmenin mental sağlığımız için öneminden ve ne kadar erdemli bir davranış olduğundan sıkça bahsedilir. Peki konu kendimizi affetmek olunca ne değişir? Bir hata yapan arkadaşımızı teselli etmek ve ona şefkat göstermek bize çok doğal gelirken konu kendimiz olunca neden aynı şeyleri kendimize de söylemekte, duruma şefkatle yaklaşmakta bu kadar zorlanırız? 

Yaptığımızın bir hata olduğunu, sonuçları olduğunu ve bu sonuçların birine ya da bir şeylere zarar verdiğini kabul etmek; bunların doğurduğu suçluluk duygusunu hissetmek şüphesiz ki önemli. Vicdan sahibi olmak insan olmamızın en değerli parçalarından biri. Yaşamımıza baktığımızda bu şekilde ilerleyebildiğimizi, ders çıkarabildiğimizi, hatalarımızla yüzleşebildiğimizi ve telafi edebildiğimizi görebiliyoruz. Çünkü hatalarımızın birçoğu telafi edilebilirler. Hayat öyle ya da böyle yeniden yoluna girebilir. Buna rağmen, kimi zaman zihnimizde hayali bir duruşma yürütüp, kendimize “suçluluk duygusu altında ezilme” hükmü giydiriyor, hayatın hataya rağmen akışına dönmesine engel olabiliyoruz. Konu ister sevdiğimiz birini üzmek olsun, ister o hafta yeterince çalışmamış olmak olsun, ister kötü beslenmek olsun, ister ailemizi bir süredir yeterince arayamıyor olmak olsun, tüm bunları telafi edebilmek için önce kendimizi affetmemiz gerekiyor. Çünkü hayatımızı suçluluk duygusunun etrafında dolanarak geçirmek hatanın kendisinden daha büyük bir hata olabiliyor. 

Peki kendimizi nasıl affedebiliriz? Bu sorunun elbette ki tek bir cevabı yok. Kendimizi affetmek her iyileşme süreci gibi biricik bir yolda ilerliyor. Bu süreç de değerlerimize, hedeflerimize, kendimizi nasıl algıladığımıza ve hatalı olduğumuz duruma göre şekilleniyor. Ancak kendimizi affetme yolunda atabileceğimiz ve bize yardımcı olacak bazı temel adımlardan bahsedebiliriz. 

Hatalarımızı kabul etmek 

Konu her ne olursa olsun kendimizi affetmenin yolu hatamızı kabul etmekten geçiyor. Bazı durumlarda hata ile yüzleşmek, sonuçlarını kabul etmek ve sorumluluk almak bizlere zor gelebiliyor. Bir şeylerin neden öyle olduğuna dair gerekçeler ya da bahaneler bulmak, hatanın kendisine ve sebep olduklarımıza odaklanmaktan daha kolaymış gibi hissettirebiliyor. Elbette hatayı yapmamızın bazı sebepleri olabilir ancak hatayı kabul etmeyip sorumluluk almadan bunları savunma olarak kullanmak, ne kendi içimizi ne de karşımızdakinin içini soğutuyor. 

Sorunla doğrudan yüzleşmek yerine kendimizi cezalandırarak sorundan kaçmayı da deneyebiliyoruz. Ancak, kaçmaya çalıştığımız suçluluk duygusu bizi kovalamaya ve farkında olmadan hayatımızın diğer parçalarına da sıçramaya başlıyor. Oysaki suçluluk hissetmek de insan olmamızın bir parçası. O duygunun da bize söylemeye ve göstermeye çalıştığı şeyler var. Onu bir duygu olarak olduğu gibi kabul etmek ve deneyimlemek için kendimize izin vermek, suçluluk duygusunun üzerimizdeki hükmüne dur demek ve uzun uzadıya düşünmek yerine eyleme geçmek için bize yardımcı oluyor.

Suçluluk duygusunu hissetmeyi kabul etmek aslında empati kurmamızı da sağlıyor. Çünkü suçluluk ve utanç duyguları insanın kendinden başka birinin varlığını ve onun üzerindeki etkilerini kabul etmesi anlamına geliyor. Hatamızı kabul etmek, durumla yüzleşebilmek ve sorumluluk almak, suçluluğu hissetmemize izin verdiğimizde mümkün oluyor. 

Negatif düşünce kalıplarımızı değiştirmek

Sahip olduğumuz bazı negatif düşünce kalıpları da kendimizi affetmemizi zorlaştırabiliyor. Hayatımızın bir noktasında öğrendiğimiz bu düşünce kalıplarını fark etmek ve daha sağlıklı düşüncelerle onları değiştirmek bizlere yardımcı oluyor. Negatif düşünce kalıplarına genelleştirme ve kişiselleştirmeyi örnek olarak verebiliriz. Mesela uzun süredir anne babamızı aramıyorsak ve bu konuda suçlu hissediyorsak “Ben kötü ve vefasız bir evladım.” diyerek durumu kişiliğimizin bir parçası yapmak yerine “Arayıp biraz da olsa konuşmanın onları ne kadar mutlu ettiğini bilmeme rağmen son zamanlarda anne babamı ihmal ettim.” diyerek davranışımızın kendisine odaklanabiliyoruz. Halbuki yaptığımız bir hata bizim kim olduğumuzu tanımlamıyor. Bir süredir anne babamızı ihmal etmiş olsak da onların yanlarında olduğumuz zamanlar da olmadı mı? Ya da bir arkadaşımızla tartışırken ona sesimizi yükseltmiş olsak da daha önce ona şefkatle sarıldığımız olmadı mı? O halde “Ben kaba biriyim ve kötü bir arkadaşım.” demek yerine “Sesimi yükselterek arkadaşımı incittim ve bu durum birbirimize duyduğumuz güvene zarar vermiş olabilir.” demek daha doğru bir yol olabiliyor. Böylece durumu tanımlayıp davranışın kendisine odaklanarak hatayı telafi etmek için alan açmış oluyoruz. Bir hata sebebiyle kendimizi kötü bir arkadaş ya da evlat olarak etiketlediğimizde ise anne babamızı vakit bulduğumuz en yakın zamanda arayıp görüşmeyeli nasıl olduklarını sormak ya da arkadaşımızı bir kahve içmeye çağırıp içten bir özür dilemek anlamsızmış gibi hissettirebiliyor. En baştan kendimizi kapatmamıza ve suçluluk duygusunu bir ceza olarak kullanarak kendimize zarar vermemize sebep oluyor. 

İyileşme sürecine saygı göstermek

Küçüklüğümüzden beri bize hep hatalarımızdan ders çıkarmamız gerektiği söyleniyor. Ancak o dersi çıkarmamıza rağmen kendimizi daha iyi hissetmediğimizde ne yapabileceğimizden kimse pek bahsetmiyor. Çünkü aslında tüm bu sürecin tek ve belirli bir yol haritası bulunmuyor. Diyelim ki suçluluk duygumuzla yüzleştik, hatamızı kabul ettik, davranışlarımızın sonuçlarının sorumluluğunu aldık, incittiğimiz kişilerden özür diledik ve hatta onlar da bizi affetti ama tüm bunlara rağmen biz bir türlü kendimizi affedemiyoruz. Diyelim ki bu sefer durum o kadar karışık ki ortada çıkarılacak doğru düzgün bir ders bile yok. Diyelim ki daha önceden dersini aldığımız bir konuda tekrar aynı hatayı yapmışız. Bu senaryoları sıralamaya istediğimiz kadar devam edebiliriz. Ancak vurgulamak istediğimiz temel nokta basitçe kendi iyileşme sürecimize saygı göstermekten başka bir yolumuzun olmaması. İçinde bulunduğumuz durumun bize nasıl hissettirdiğinin tek bir doğrusu olamayacağını kabul etmek, bir noktada sürecin kendi akışında ilerlemesine izin vermek ve kendimize zaman tanımak ise iyileşme sürecimize saygı göstermemize yardımcı oluyor.

Kendimize zaman tanımak

Hiçbir iyileşme süreci doğrusal ilerlemiyor. Yükselişler ve alçalışlar baş ettiğimiz şey ne olursa olsun sürece hep eşlik ediyorlar. Kendimizi affetme ve onunla barışma sürecimiz de yine böyle oluyor. Bazı günler hatamız üzerimize ağır bir yük gibi binerken bazı günler ise geçmişteki o hataya kuş gibi hafif bir şekilde bakmak mümkün olabiliyor. Dolayısıyla iyileşme sürecini aceleye getirmemek ve suçluluk duygusunun ağır bastığı o gün kendimizi yıpratmamaya gayret etmek önem taşıyor. Her ne kadar hatamızla yüzleşsek ve onu telafi etsek de kendimizle barışmamız biraz zaman alabiliyor. Yaptığımız hata ve sonrasındaki suçluluk duygusu bizim başka yaralarımıza temas edip onların tekrar sızlamasına sebep olabiliyor. Bu noktada zamanla daha iyi hissedeceğimize güvenmek, üzerine daha fazla eğilmek yerine mental olarak bu durumdan biraz uzaklaşarak sakinleşmek ve kendimize zaman tanımak bize yardımcı olabiliyor.

Geçmişi geride bırakmak

Hata yaptığın zamanki senle şu andaki sen aynı kişi misin? Durumu o zamanki ele alışın ve şu andaki ele alışın birbiriyle aynı mı? Şu anda konuya dair hakim olduğun detayları ve bildiklerini o anda biliyor muydun? Şimdiden ya da gelecekten baktığımızda geçmişimiz hep bir adım geridedir ve şimdiye ya da geleceğe kıyasla ulaşılmazdır. Şimdi bildiğimiz her şeyi geçmişte bilmediğimiz için kendimizi cezalandıramayız. Elbette “Geçmiş geçmişte kaldı.” diyerek silip atmamalı ve geçmişe bakmayı da başarmalıyız. Ancak geçmişe takılı kalmak ve değiştiremeyeceğimiz bir şey üzerine uzun uzadıya düşünerek onu kontrol etmeye çalışmak bizi gereğinden fazla yıpratabiliyor. Bu noktada elimizden gelen şey geçmişe bakmak ve gördüklerimizi şimdiye ya da geleceğe dair bir pusula olarak kullanmak oluyor. Columbia Üniversitesi’nde bir sosyal psikolog olan Shai Davidai bu konudan şöyle bahsediyor: 

“Psikologların üzerinde durduğu önemli bir konu da pişmanlık duygusunun bir zaman makinesi gibi çalıştığıdır. Pişmanlık, geçmişe dair şu anda hissettiğimiz bir duygudur ve geleceğimizi yönlendirmek için oradadır. Pişmanlık duygusunun fonksiyonu budur ve bu yüzden evrimleşmiştir.” 

Dolayısıyla bu duygunun fonksiyonunu gerçekleştirmesine izin vermek besleyici olabiliyor. Ancak görevini yerine getiren ve ömrü biten bu duygunun gitmesine de izin vermek, ve geçmişi geride bırakmak da önem taşıyor.

Öz şefkat ve anlayış sunmak

Yazımızın başında bahsettiğimiz gibi, bir arkadaşımız hata yaptığında onu teselli etmek ve şefkat göstermek bize doğal geliyor. Hata yaptığını bilsek de onu anlamaya ve ona yargılanmış hissettirmeden yanında olmaya çalışıyoruz. Konu kendimize geldiğinde ise kendimize yüklenmeye, onları inciteceğini bildiğimiz için sevdiklerimize söylemeyeceğimiz şeyleri kendimize söylemeye ve eleştirel davranmaya daha meyilli oluyoruz. Bu öz şefkat eksikliği de kendimizi affetme sürecimizi ciddi şekilde zorlaştırıyor. Hata yaptığımızda kendimize acımasızca yüklenmeyi çocukluğumuzdan beri öğreniyor olsak da tersini yaşamımıza katmamız da mümkün. 

Kendimizi affetme yolunda karşımızda çıkan bu durum, bazen karşı taraf ile kurduğumuz yoğun empatiden de kaynaklanabiliyor. Ancak bu süreci atlatabilmek, hem kendimizle hem de karşı tarafla barışabilmek için aynı empatiyi kendimize de yöneltmemiz gerekiyor. Aksi durumda yapılan bir haksızlığı telafi etmeye çalışırken kendimize haksızlık etmeye başlayabiliyor ve bu his altında ezilerek birçok mental sağlık problemine karşı kendimizi savunmasız hale getirebiliyoruz. Bu bağlamda özşefkat, psikolojik bağışıklığımızı artıran ve bizi güçlü kılan en temel kaynağımız oluyor. Zaman zaman kendimize şefkatli bir ebeveyn olmamız, başımızı okşayıp dizimizde avutmamız ya da bize böyle şefkatle yaklaşacak birine ulaşıp destek istememiz zor zamanları atlatmakta bize yardımcı oluyor.

Kendini affetme yolunda #RelateYanında!

Suçluluk duygusuyla baş edebilmek, bu duyguyu hatalarımızı onarmak için kullanmak ve hatalarımızla kendimizi örselemeden yüzleşebilmek için yapabileceğimiz en değerli şeylerden birisi de içimizde sürekli konuşup duran eleştirel iç sesimize “Sus.” diyebilmek. Uygulama üzerinden “Eleştirel İç Sesi Susturmak” yolculuğuna başlayarak sen de bu acımasız sesi daha şefkatli bir ses dönüştürebilir, hatalarını telafi edecek gücü bulabilir ve kendini affetme yolunda büyük bir adım atabilirsin!

Bu ve benzeri konularda daha fazla bilgi edinmek için şimdi kendine Relate üyeliği hediye et! Hemen edindiğin bilgileri hayatına uygulamaya ve daha iyi hissetmeye başla.
RELATE'İ ÜCRETSİZ İNDİR

Diğer Blog Yazılarımız:

DİĞER YAZILAR