"Tüm Çerezleri Kabul Et" seçeneğine tıklayarak, sitede gezinmeyi geliştirmek, site kullanımını analiz etmek ve pazarlama çabalarımıza yardımcı olmak için cihazınızda çerezlerin depolanmasını kabul edersiniz. Daha fazla bilgi için Gizlilik Politikamızı inceleyin.

Relate İndir, İyi Hissetme Yolculuğuna Hemen Başla!

Neden Kendimizi Yalnız Hissederiz?

Neden Kendimizi Yalnız Hissederiz?

Ece Karya Özkan
7/2/2024
Neden Kendimizi Yalnız Hissederiz?

İçindekiler:

Hepimiz kendimizi yalnız hissettiğimiz dönemlerden geçmişizdir. Bazen bir ayrılığın ardından ya da sevdiğimiz birini kaybedince bu durum bize kendimizi yalnız hissettirebilir. Bazen ise ortada böyle bir olay olmasa da kendimizi içten içe bir başına kalmış gibi hissedebiliriz. Her ne sebeple ya da hangi bağlamda olursa olsun kendimizi yalnız hissetmek oldukça zor bir deneyim. Bu yazımızda yalnızlığın ne olduğunu, nelerin yalnız hissetmemize sebep olabileceğini, yalnızlığın bizi nasıl etkileyebileceğini ve bu histen nasıl sıyrılabileceğimizi ele alıyoruz!

Yalnızlık nedir?

Yalnız hissetmek aslında çok kişisel bir deneyim. Bu sebeple yalnızlığın ne olduğunun genelgeçer bir tanımını yapmak pek mümkün olmuyor. Türk Dil Kurumu güncel olarak “yalnızlık” kelimesini “kimsenin bulunmama durumu” olarak tanımlıyor. Bu, her ne kadar hatalı bir tanım olmasa da eksik kaldığı durumlar oluyor. Çünkü insan bazen sevdikleriyle dolu bir masada oturup muhabbet ederken bile yalnız hissedebiliyor. Yalnızlık bu noktada birilerinin var olmamasından çok birileriyle ya da kendimizle aramızdaki bağın nasıl olduğuyla ilgili oluyor. Mesela, bazen birini çok sevsek ve bizim yanımızda olduğunu bilsek de o sırada içinde bulunduğumuz durumu tam olarak anlayamayacağını düşünebiliyoruz ve bu durum da o deneyim içerisinde kendimizi yalnız hissetmemize neden olabiliyor. Bazen ise hayatta öyle dönemler oluyor ki insanlarla birbirimizi derinlemesine anlayabileceğimiz türden bağlar kurmakta zorlanıyoruz. Belki küçük bir çocuk arkadaşları tarafından zorbalığa uğruyor ve kendini çok yalnız hissediyor. Belki artık orta yaşlara gelen bir yetişkin beraber birçok şey paylaştığı bir yakınını kaybediyor ve kendini derin bir yalnızlık hissi içinde buluyor. Bu deneyimlerde hissedilen yalnızlık duygusu aslında birbirinden ne kadar farklı, değil mi? Oysaki her birinin nasıl bir şey olduğunu yalnızca bu cümleleri okurken bile zihnimizde canlandırabiliyor, hissedebiliyoruz. Çünkü bu duyguları, bu duyguların birbirlerine ne kadar benzediklerini ve nasıl ayrıştıklarını biliyor, tanıyoruz. Öyle ya, yalnız hissedebilmek de insan olmanı bir parçası aslında.

Yalnızlığın belirtileri nelerdir?

Nasıl yemek yemek ve uyumak temel fiziksel ihtiyaçlarımız arasında sayılıyorsa diğer insanlarla bağ kurmak da en temel duygusal ihtiyaçlarımızdan biri. Yalnızlık hissini ise insanlarla bağ kurma ihtiyacımızın tam anlamıyla karşılanmadığı durumlarda verdiğimiz doğal bir tepki olarak düşünebiliriz. Peki hissettiğimiz şeyin yalnızlık olduğunu nasıl anlayabiliriz? Bu duyguyu tanımlamamıza yardımcı olabilecek birkaç işareti listeledik:

  • Geçmişte hayatımızda olan birine özlem duyuyor olmak
  • “Keşke hayatımda daha fazla insan olsaydı…” diye düşünmek
  • Anlaşılmadığımızı hissetmek
  • Hayatımızdaki insanlardan soyutlanmış hissetmek
  • Sosyalleşmek istememek
  • Zihnimizin ardı arkası kesilmeyen düşüncelerle dolu olması, kendi zihnimizin içinde yaşamaya başlamak
  • Sosyal medyada geçirdiğimiz zamanı artırmak
  • Günlük rutinlerimizden ve bize iyi gelen alışkanlıklardan uzaklaşmak

Neler yalnızlığa sebep olur?

Yalnızlık duygusunu anlamlandırmak zor olabiliyor. Bazen hayatımızda birçok insan olsa da yalnız hissedebiliyor ve böyle hissettiğimiz için kendimizi suçlayabiliyoruz. Ya da bu hissimizden ötürü çevremizdeki insanları suçlayabiliyoruz. Oysaki bahsettiğimiz gibi yalnızlık duygusu tek başına olup olmamakla ilgili olmayabiliyor. Yalnızlık duygusunun altında farklı nedenler yatabiliyor.

Fiziksel veya ruhsal sağlığımızın yolunda gitmemesi

Fiziksel sağlığımızla ilgili bir sorun yaşadığımız dönemlerde yalnız hissetmeye daha eğilimli oluyoruz. Hasta olduğumuz zamanlarda sağlıklı halimize kıyasla hem kendimizden uzaklaşmış hem de kimsenin bizi anlamadığını düşünerek çevremizden uzaklaşmış hissedebiliyoruz. Bunlar sosyal desteğe en çok ihtiyaç duyduğumuz ve en kırılgan hissettiğimiz zamanlardan oluyor.

Mental sağlık sorunu yaşadığımız zamanlarda da yalnızlığı derinden hissedebiliyoruz. Depresyon ya da anksiyete yaşadığımız dönemlerde kendimizi çevremizden, geçmiş hayatımızdan ve hatta geleceğimizden uzaklaşmış hissedebiliyoruz. Her ne kadar bu dönemler de sosyal desteğe en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemlerden olsa da bu psikolojik iyilik halimiz yerinde olmadığında sosyal destek arayışında daha da zorlanabiliyoruz. Yalnız hissettiğimiz zamanlarda duygularımızı saklamaya ve ifade etmekten kaçınmaya eğilimli oluyoruz. Böylelikle bize sunulan sosyal desteği kasıtlı olarak reddebiliyoruz. Bu da hissettiğimiz yalnızlığı pekiştirerek yaşadığımız mental sağlık sorunlarını daha da derinleştirebiliyor. 

Yalnız hissetmekle işimize yaramayan duygu düzenleme stratejileri kullanma arasında da bir ilişki olduğu biliniyor. Bize ağır gelen duygularla baş ederken kullandığımız stratejiler ne kadar yalnız hissettiğimizi etkileyebildiği gibi yalnız hissetmek de kullandığımız stratejilere yön verebiliyor. Bu işimize yaramayan duygu düzenleme stratejileri arasında şunlar yer alabiliyor:

  • Suçlayıcı olmak: Bir şeyler yolunda gitmediğinde kendimizi ya da başkalarını suçlamaya yönelmek
  • Felaket senaryoları kurmak: İçinde bulunduğumuz durumun en kötü yanlarına odaklanmak
  • Duyguları bastırmak: Bir durumun bizde uyandırdığı duyguları ve verebileceğimiz duygusal tepkileri gizlemek 
  • Reddetmek/Geri çekilmek: Ağır gelen duygularla baş edebilmek için sosyal ortamlardan kaçınmak
  • Ruminasyon yapmak: Bize ağır gelen olumsuz duygular, düşünceler ve olaylar üzerine uzun uzadıya düşünmek, tekrarlayıcı bir şekilde zihnimizde tekrar tekrar canlandırma yapmak, bütün enerjimizi bunlara harcamak

Sevdiğimiz birini kaybetmemiz

Sevdiğimiz birini kaybetmek ve bunun arkasından deneyimlediğimiz yas süreci duygusal olarak zorlandığımız dönemlerden olabiliyor. Beraber birçok şey paylaştığımız, yaşadığımız şehrin belki onlarca yerinde anımızın olduğu, bazı şarkıların ya da filmlerin bile ancak onların varlığıyla anlam kazandığı birini kaybettiğimizde yalnız o kişiye değil, kendimizin de bazı parçalarına veda etmiş oluyoruz. Bu durumda sevdiğimiz birinin hayatımızdan çıkması, kendimizden uzaklaşmamıza da yol açabiliyor. Tüm bunlar sevdiğimiz birinin yasını tutarken derin bir yalnızlık hissetmemizde etkili oluyor.

Eğer yas süreci üzerine daha fazla okumak ve bu süreçte hissetmemizin çok anlaşılır olduğu duygulara göz atmak istersen “Yas Psikolojisi I Kayıplarımızla Nasıl Baş Edebiliriz?” adlı bültenimize bakabilirsin.

Yalnız yaşamamız

Eğer sosyalleşmeye vakit ayırmakta zorlandığımız bir hayatımız varsa ailemizle, arkadaşlarımızla ya da partnerimizle yaşam alanımızı paylaşıyor olmak sosyalleşme ihtiyacımızın karşılanmasını kolaylaştırabiliyor. Böylece insanlarla bağ kurma, bir şeyler paylaşma ya da sosyal destek alma ihtiyaçlarımızı hayatın kendi akışı içerisinde karşılayabiliyoruz. Yalnız yaşamak ise halihazırda yoğun bir hayatımız varsa sosyal hayattan izole olmamıza neden olarak kendimizi yalnız hissetmemize zemin hazırlayabiliyor. 

Maddi imkansızlıklar

Dışarıda vakit geçirmenin bedelinin gittikçe arttığı bu son yıllarda maddi imkansızlıklar da yalnız hissetmemize yol açabiliyor. Arkadaşlarımızla dışarı çıkıp bir kahve içmek, akşam yemeğine çıkmak ya da başka insanlarla tanışabileceğimiz kurslara katılmak gittikçe maddi olarak daha zorlayıcı bir hal alıyor. Bu durum da bizi biraz daha kendi kabuğumuza çekilmeye itebiliyor. 

Yalnızlığın sağlığımız üzerindeki etkileri nelerdir?

Nasıl fiziksel ve mental sağlığımızla ilgili yaşadığımız olumsuzluklar yalnız hissetmemiz üzerinde etkili ise yalnız hissetmenin kendisi de fiziksel ve mental sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla aslında döngüsel bir durum ile de karşılaşıyoruz. Her ne kadar yanımızda olduklarında bunu o kadar net göremiyor olsak da sevdiklerimizin yanımızda olmasının aslında iyilik halimiz üzerinde çok önemli etkileri oluyor. Kronik bir yalnızlık duygusuyla yaşamanın ise iyilik halimiz üzerinde sandığımızdan daha yıkıcı bir etkisi olabiliyor.

Depresyon

Depresyonun önemli risk faktörlerinden birisi yalnızlık oluyor. Yalnızlık hissi, depresyon sürecinin başlamasında etkili olduğu gibi depresyonu yenme sürecini de zorlaştırıyor. Kendimizi ve çevremizi insanlarla olan etkileşimlerimiz üzerinden anlamlandıran canlılar olduğumuz için bu bağların eksikliğini hissetmek kendimizi ve etrafımızda olan biteni anlamlandırmamızı zorlaştırıyor. Hatta dünyayı algılama biçimimizi değiştirebiliyor ve zihnimizdeki tetikleyicilere karşı bizi daha savunmasız kılıyor. Ancak elbette yalnız hissetmek depresyonu açıklamada tek başına yeterli olmuyor. Yani depresyondaysak yapayalnız olmalıyız ya da yalnız hissediyorsak depresyonda olmalıyız diye bir düz mantıktan bahsedemiyoruz. Ancak depresyonda olup olmadığımızı değerlendirirken ve bu konuda bir ruh sağlığı uzmanına danışırken yalnızlık duygusu işlediğimiz başlıca konulardan oluyor. 

Artan stres seviyesi

Hayat zaman zaman karşımıza stresli dönemler ve deneyimler çıkarabiliyor. Stresin fiziksel ve mental sağlığımıza zarar verdiğini biliyoruz ancak stresli durumlardan tamamen kaçınmak da mümkün olmuyor. Çünkü stres, çoğu zaman gündelik hayatımızın kaçınılmaz bir bileşeni oluyor. Ancak bu durum, stresin bizi kontrol etmesini engelleyemeyeceğimiz ve stres altında ezilmekten başka çaremizin olmadığı anlamına gelmiyor. 

Stresi sağlıklı bir şekilde yönetebilmeyi mümkün kılan bazı alternatifler var. Peki sence bu alternatifler arasından en etkilisi ne olabilir? Evet, doğru tahmin ettin: Sosyal destek. Stres seviyemiz arttığında içinde bulunduğumuz durumu anlattığımız insanlar durumu değiştiremeseler de duygusal yükümüzü hafifletebiliyorlar. Olaya farklı açılardan bakmamızı sağlayarak biz en kötü senaryoya odaklanırken bizi gerçekliğe çekebiliyorlar ve duygularımızı düzenlememiz için bize yardım eli uzatabiliyorlar. Stres yalnız deneyimlediğimiz bir durum olduğunda ise yoğunluğu ve üzerimizdeki ağırlığı gittikçe artıyor, kontrol etmesi güç bir hale geliyor.

Karar verme becerilerinin zayıflaması

Yalnız hissetmek bilişsel becerilerimize de zarar veriyor. Planlama, dikkat, zaman yönetimi, dürtü kontrolü, düşüncelerimizi toparlama ve bunlara göre karar alma gibi bilişsel becerilerimiz yalnızlık hissinden olumsuz bir şekilde etkilenebiliyor. Hayatımızı yalnız başımıza planlamak ve kararlarımızı yalnızca kendi bakış açımızı göz önünde bulundurarak almak kulağa özgürce gelse de başkalarının fikirlerinden ve bakış açılarından uzaklaşmak gerçekleri daha çarpık bir şekilde görmemize neden olabiliyor.

Unutkanlık ve öğrenme güçlüğü

Uzun süreli bir yalnızlık hissi hafızamızın zayıflamasına ve yeni şeyler öğrenmekte zorlanmamıza da sebep olabiliyor. Normal koşullar altında hafızamız edindiği bilgileri bazı çağrışımlarla ilişkilendirerek kaydediyor. Öğrendiğimiz şeyleri arkadaşlarımıza anlattığımızda ya da bir sohbet esnasında yeni bir bilgiyi duyduğumuzda o bilgileri o ortamla ilişkilendirip birbirlerini çağrıştırmalarını sağlayabiliyoruz. Salt bir depolama işlevinden çok ağlar halinde birbirine bağlı bir sistem içerisinde öğreniyor ve hafızamıza kaydediyoruz. Yalnızlık ve kronik bir yalnızlık ise bu sürecin önüne geçebiliyor. 

Sosyal ortamlarda kötü hissetme

Uzun süreli yalnızlıklara maruz kalmak sosyal ortamlarda var olmayı gittikçe daha zor hale getirebiliyor. Bu da bir kısır döngü oluşturarak hissettiğimiz yalnızlığı derinleştiriyor. Sohbetlere dahil olamadığımız için utanabiliyor, kendimizi suçlu hissedebiliyor, kaygılanabiliyor, küçük detaylar üzerine kafa yorarken o anın tadını kaçırabiliyoruz. Evimize gidip kendi halimizde uzanırken daha huzurlu olacaksak neden sosyalleşmekle uğraşayım ki diye düşünebiliyoruz. Ancak bu durumda kendimizi bize iyi gelmeyen bir döngünün içine hapsolmuş bir şekilde bulabiliyoruz. Bu da mental sağlık problemlerine karşı bizi savunmasız kılabiliyor.

Alzheimer hastalığının ilerlemesi

Unutkanlık maddesinde bahsettiğimiz gibi uzun süreli yalnızlıklar hafızamızın zayıflamasına ve yeni şeyler öğrenmekte zorlanmamıza sebep olabiliyor. Bu durum yaşı daha ileri olan popülasyonlarda kendini Alzheimer hastalığının ilerlemesi şeklinde gösterebiliyor. Araştırmalar, Alzheimer hastalığının ilerleyişinin yalnızlık duygusu ile ilişkili olduğunu gösteriyor. 

Yalnızlığı aşman için #RelateYanında! 

Yalnızlık şüphesiz ki hepimizi zorlayan bir deneyim. Sen de belki fiziksel olarak tek olduğun, belki de çevrende kalabalık olsa da kendini ait hissetmediğin için yalnızlık hissiyle mücadele ediyor olabilirsin. Endişelenme, Relate yanında! Uygulama üzerinden “Yalnızlık Hissinden Kurtulmak” yolculuğuna başlayarak daha anlamlı ilişkiler kurma, bağ oluşturma ve aidiyet hissini bulma konusunda adımlar atabilir, senin için hazırladığımız görevlerle hem kendini daha yakından tanıyabilir hem de öğrendiklerini hayata geçirebilirsin. 

Bu ve benzeri konularda daha fazla bilgi edinmek için şimdi kendine Relate üyeliği hediye et! Hemen edindiğin bilgileri hayatına uygulamaya ve daha iyi hissetmeye başla.
RELATE'İ ÜCRETSİZ İNDİR

Diğer Blog Yazılarımız:

DİĞER YAZILAR